AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan


AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AK PARTi TBMM Grubu’nda yaptığı konuşmanın tam metni:

AK PARTİ GRUP TOPLANTISI

Değerli misafirler,
Değerli milletvekilleri,
Değerli arkadaşlarım,
Yeni bir grup toplantımızda sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
En son gerçekleştirdiğimiz grup toplantımızdan bugüne yurtiçinde, yurtdışında ülkemize hizmet aşkıyla ve çok yoğun bir tempo içinde koşturmaya devam ettik.
Açıkçası, gerek şahsım, gerek bakan arkadaşlarım, siz değerli milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, meclis üyelerimiz, tabii ki teşkilatlarımız, bir tek saniyenin bile boşa harcanmaması için yoğun gayret sarfediyoruz.
Aldığımız her bir nefesi milletimize hizmete adamanın derdi içindeyiz ve gece-gündüz bu anlayışla çalışmalarımıza devam ediyoruz.
AK PARTi, siyasi tarihimizde aslında ilklerin partisi olmuştur.
AK PARTti öncü bir partidir, değişimci bir partidir…
AK PARTi ezberleri bozan, statükoyu zorlayan, dar kalıpları, dar sınırları aşma gayreti içinde olan bir partidir.
Nitekim, 6,5 yılda girdiğimiz 4 seçimden birinci parti olarak çıktık ve bu yönüyle de siyasi tarihimizde bir ilkin altına imzasını atmış bir partiyiz.
18 Kasım 2002′de iktidarı devraldığımızda nasıl bir heyecan içindeysek, nasıl bir coşku içindeysek, millete hizmet etmek noktasında nasıl bir aşk ve sevda içindeysek; bugün de bu duygularımızı eksiltmeden, tam tersine çoğaltarak kararlılık içinde geleceğe doğru yürüyoruz.
Bu hareket, bu parti, bu teşkilat 6,5 yılda Türkiye’ye çok değerli hizmetler kazandırdı.
İnanıyorum ki, daha nice yıllar ülkemize ve milletimize hizmet bahtiyarlığını omuzlarımızda taşıyacak, nice eserleri milletimizle buluşturacağız.
Biz, 6,5 yıl boyunca her konuda çözümden yana olduk.
Bazı sorunların mutlak bir çözüm yolu olmayabilir, tek bir çözüm yöntemi bulunmayabilir… Ancak önemli olan çözüm süreçlerini başlatmak, samimiyetle ortaya bir gayret koyabilmektir.
Biz hiçbir zaman çözümsüzlüğü çözüm olarak görmedik, hiçbir zaman sorunlara gözümüzü yummadık.
Çözüm süreçlerini provoke etmek, baltalamak isteyenlere karşı herkese düşen sağduyuyu, basireti, iyi niyeti ortaya koymaktır.
Biz diyoruz ki, herkes sorunun değil, çözümün bir parçası haline gelmek, çözüm süreçlerine katkıda bulunmak, sorumluluk duygusuyla hareket etmek durumundadır.
Önemli olan karanlığa yumruk sallamak değil, aydınlık için bir mum yakmaktır.
İktidarda bulunan partinin Genel Başkanı olarak şunu söylemekte de hiçbir beis görmüyor, hiçbir kompleks duymuyorum:
Muhalefet iktidar kadar dinamik, iktidar kadar hızlı, üretken olmalıdır.
Muhalefet, Türkiye’nin meseleleri noktasında iktidar kadar çözüm arzulamalı, süreçlere yapıcı bir katkıda bulunmalıdır.
Yöntemler konusunda farklı düşünebiliriz, bu anlaşılabilir, ama çözümsüzlüğü bir çözüm olarak benimseyen muhalefet, bu anlayışıyla Türkiye’nin hiçbir yere gidemeyeceği noktasında gayret gösteren bir anlayışın temsilcisi olur.
Türkiye’nin her meselesinde çözümsüzlüğü savunmak, değişime, dönüşüme, atılıma yönelik her hususta statükodan yana tavır almak, en küçük meseleden en büyük meseleye kadar her konuda ayak diretmek, kuru hamaset yapmak, muhalefete prim sağlamayacağı gibi Türkiye’ye de hiçbir şey de kazandırmaz.
Dikkat ediniz, 6,5 yıldır hangi meseleye el attıysak, karşımıza hamaset çıktı, karşımıza yıldırmaya dönük, vazgeçirmeye dönük bir muhalefet tarzı çıktı.
6,5 yıl boyunca, Türkiye’nin meseleleriyle birlikte, sadece "istemezük" diyen, ama ne istediği belli olmayan bir muhalefetle de mücadele etmek zorunda kaldık.
Bakın şimdi aynı tavrın, aynı siyaset tarzının mayınlı arazilerin temizlenmesiyle ilgili yasa tasarısında yeniden uygulandığını hep birlikte müşahede ediyoruz.
Burada gerek milletvekili arkadaşlarım, gerekse bugün bizlerle bir arada olan misafirlerimiz, gerekse ekranları başında bizleri izleyen tüm vatandaşlarıma hassasiyetle sesleniyorum. Çünkü bu bizim için özellikle çok hassas bir konu. Zira biraz sonrada değineceğim; bu denli izan, insaf dışı bir yaklaşımla ortaya konulan veya gündeme getirilen bir kanun tasarısı hakaret, eleştiri birbirine karışmış şekilde gündemde tutulmaz.
Tasarının Meclis Genel Kurulu’na geldiği andan itibaren, muhalefetin provokatif tavrı ve bu tavra bazı köşe yazarları tarafından verilen destek, konuyu çok farklı boyutlara çekti.
Konfiçyüs’ün bir sözü var: "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak tehlikelidir…"
Değerli arkadaşlarım, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen yasa tasarısı toplam 6 maddeden oluşuyor ve sadece 1 sayfalık bir metin.
Ancak, ne hikmetse, bu tasarı etrafında fırtınalar koparılırken, muhalefet temsilcilerinin ya da bu konuda kalem oynatan yazarların, tenezzül edip, zahmet edip bu bir sayfalık metni okumamış olması son derece anlamlıdır. Okumuyorsunuz, hiç olmazsa bu yasa tasarısını getirenlerle bir konuşun. Köşe yazarısınız veya milletvekilisiniz, burada ne demek isteniyor?
Yasa tasarısını okuyup anlamayı bir kenara bırakın, kulaktan doğma iddialarla, dedikodularla, adeta hayaller kurarak, komplo teorileri üreterek meseleyi hiç olmadık noktalara taşıdılar.
Niyet okuyuculuğu, ağır bir iftira ve karalamaya dönüştürdüler.
Bir süre sonra kendi yalanlarına kendileri dahi inanır hale geldiler.
Şimdi biz bir yasa tasarısı hazırladık, her nasıl olduysa birden bire ihale İsrail’e gitti, ihaleyi İsrailliler aldı! Yahu bunu neye dayanarak söylüyorsun? Eğer bir yasa, ihale kanunu; bununla konuşuyorsan ihale yapılmadan nasıl böyle bir şeyi söyleyebilirsin? Adrese teslim bir ihale diyorsun! Neye göre bunu söylüyorsun? Bu bir sayfalık metnin neresinde adrese dayalı bir şey var? İhale herkese açık olan bir uygulamadır ama anlıyorum ki bu adamların hayatında yaptıkları bir ihale bile yok, görünen bu. Bunlar ihale nedir bilmiyor, kamu ihale kanunu nedir bilmiyor. Kaldı ki bugüne kadar bizim iktidarımız her ihalesini şeffaf yapmıştır, medya huzurunda yapmıştır. Bizim bu noktada en ufak bir sıkıntımız yok. Neye dayanarak söylüyorsun bunu? Bunun neresinde İsrail yazıyor, neresinde İsrail’e yönelik bir atıf var? Efendim dünyada İsrail’den başka bu işi yapan yokmuş! Hemen şurada Ostim’e gidersen var mı yok mu görürsün. Bu ülkede nelerin olduğundan haberleri yok, nelerin yapılabileceğinden haberleri yok. Sadece karalama, sadece iftira ve bununla acaba biz milletin bu noktadaki yaklaşımını nasıl lehimize çeviririz de iktidar partisini burada karalarız; topraklarımız İsrail’e verildi, vatan bölündü, vatana ihanet edildi, hudut delindi, sınırlarımıza yabancılar gelip yerleşti, en verimli topraklarımız peşkeş çekildi, sınırımızda yabancılar gezip tozmaya, gizli faaliyetler yapmaya başladılar, güvenliğimiz, huzurumuz, geleceğimiz her şey birden bire buharlaşıverdi.
Öncelikle bu sınırsız muhayyileye sahip oldukları için muhalefeti doğrusu alkışlıyorum, tebrik ediyorum.
Ancak, bu sınırsız hayal gücünü memleketin hayrına değil de, komplo teorileri üreterek ziyan ettiklerinden dolayı büyük üzüntü duyduğumu da ifade etmeliyim.
Değerli arkadaşlarım,
Bu yasa tasarısı vesilesiyle, AK PARTi olarak çok ağır ithamlara maruz kaldık.
Genel Kurul kürsüsünden, televizyon ekranlarından ve gazete sayfalarından bize yönelik olarak ağza alınmayacak iddialar ve ithamlar serdedildi.
Bu tasarının, mayın temizleme işini doğrudan İsrail’e ya da İsrailli firmalara ihale ettiğini; yabancıların gelip bizim sınırımıza yerleşeceğini ve bunun da vatana ihanet olduğunu söyleyecek kadar ileri gittiler.
Şimdi ben buradan, bu iddiaları dile getirenlere açık açık soruyorum:
Siz bu yasa tasarısını okudunuz mu?
Okuduysanız, okuduğunuzu anladınız mı?
İsrail’i, İsrail’li firmaları bu yasa tasarısının neresinden çıkardınız? Bu sonuca nereden vardınız?
Evet, soruyorum, bu tasarının neresinde İsrail var, neresinde İsrailli firmalar var? Kaldı ki onay makamı bir şeyi onaylamadan sen nasıl olur da kalkar İsrailli firma burada dersin.
Bakın burada geçen hafta görüşülen tasarının ilgili kısmını bir kez daha okuyorum:
"Madde 2: Birinci Fıkra: Mayın temizleme işi, öncelikle, 4 Ocak 2002 tarih ve 4.734 Sayılı Kamu İhale Kanunu Hükümlerine göre Maliye Bakanlığı’nca hizmet satın almak suretiyle yaptırılır, bu usulle yaptırılamaması halinde, tarımsal faaliyetlerde kullandırılması karşılığında, kullanım süresinden en fazla indirimi teklif edene ihale edilmek suretiyle yaptırılır…"
Bir kez daha soruyorum: Bunun neresinde İsrail var? Bunun neresinde İsrailli firmalar var? Neresinde 44 yıl, 49 yıl var? Burada tavan söylenmiştir ama bunu nereye kadar indirirse, en fazla indirene verilir kaydı var. Yani bu da nedir? Yıldır. Çünkü ‘yap işlet devret’ teki anlayış budur.
Maliye Bakanlığı, Kamu İhale Kanunu hükümlerine göre, hizmet satın alınmak yöntemiyle bu işi yaptıracak.
Eğer bu mümkün olmazsa, altını çizerek bir kez daha ifade ediyorum, eğer bu olmazsa, sonraki seçeneğe geçilecek…
Hatta bu daha da değişebilir, arkadaşlarım onu belki de farklı bir şekilde bugün yine gündeme getirecekler.
Nedir o sonraki seçenek?
O seçenek, arazinin mayınlardan temizlenmesi karşılığında tarımsal faaliyetlerde kullanılmak şeklinde ihaleye çıkılmasıdır. Yani biz burada seçenekleri arttırmak suretiyle istediğimizi kullanabilir, ihaleyi bu şekilde yapabilir veyahutta istisna ihale yöntemiyle bu işi yapabiliriz. Yani ihaleye girmeden temizleme işini istediğimiz bir firmaya verebiliriz. Örneğin ÜNİVERSİAD’da yaptığımız gibi, örneğin şu anda Erzurum Üniversite Oyunları’yla ilgili yaptığımız gibi. Buralarda biliyorsunuz herhangi bir ihaleye girmeden biz oralardaki davetle istediğimiz firmaya işleri vermek suretiyle işi özelliği sebebiyle yaptırabilme hakkına kamu ihale kanununun verdiği yetkiyle sahibiz.
Asrın en ağır küresel mali krizinin yaşandığı bir dönemde ülkenin ve milletin selametine en uygun yolu araması hükümetin en tabii görevidir.
Tasarının 2′inci Maddesi ile ilgili Tekriri Müzakere istedik ve bugün Genel Kurul’da araya bir seçenek daha koyuyoruz.
Üç ayrı seçeneğin olduğu bir süreç sözkonusu…
Tasarıya Kamu İhale Kanunu’nun istisna maddesine dayanılarak Milli Savunma Bakanlığı’nca yaptırılmasına yönelik bir alternatif ekliyoruz.
Ama bakıyorsunuz, birinci seçenek hiç görülmüyor, üzerinde hiç durulmuyor, hiç dikkate alınmıyor, bu konu hiç gündeme getirilmiyor ve doğrudan son seçeneğe geçiliyor…

Değerli arkadaşlarım hangisi olursa olsun bakınız biz bu işe adım attığımızdan bu yana, göreve geldiğimiz ilk günden itibaren, Suriye yaptığımız ikili görüşmeler neticesinde kendi sınırlarını temizledi. Orada böyle bir şey yok. Biliyorsunuz bizim 780 kilometreye yakın bir Suriye sınırımız var. 500 kilometreyi aşkın mayınlı bölge var. Şimdi diyorlar ya topraklar kaybedildi, tam aksine mayınlanarak kaybedilmiş toprakları biz kazanıyoruz. Şimdi yaptığımız iş budur bizim. Bereketli toprakları geri kazanıyoruz, yaptığımız iş bu.
Geçenlerde baktık ki bir grup vatandaş CHP’nin grubuna getirilmiş. Bu getirilen vatandaşlar acaba niçin böyle yaralanmışlar, niçin elleri ayakları kopmuş, veya başlarından değişik yerlerinden yaralanmışlar? Bide bunu anlatsaydınız. Bunu anlattılar mı, bunu söylediler mi? Neden böyle oldu acaba? Onu bölge insanı olan vatandaşlarım, milletvekillerim çok iyi bilir. Gerçekçi olacağız.
Eğer ortada bir samimiyet olsa, 1992 yılından bu yana gündemde olan bu konuda bir gayret olur, göreve gelen iktidarlar bir adım atardı…
Biz Genelkurmayımızla da enine boyuna bunun görüşmelerini yaptık ve bütün bu görüşmeler konuşmalar sonunda önce yapılabileceğini ama daha sonra yapamayacaklarını bize söylediler. Ondan sonra biz Maliye Bakanlığımızı bu konuda devreye soktuk. Bu 4-5 yıllık süreç içerisinde de uluslararası bir bu noktada işi sertifikasını verecek, yani yarın güvenlik noktasında bir sıkıntı olduğunda bunun güvenliğini üstlenecek bir kuruluşla yapılması ki basın toplantısında kendileri bunu açıkladılar, bununla daha isabetli olabileceğinin değerlendirildiğini söylediler. Şimdi değerli arkadaşlar bütün bunlar tabiki değerlendirilir, önemli. Ama unutmasınlar ki muhalefet siyaset yapıyor, bizde siyaset yapıyoruz. Biz sivil bir iradeyiz, tabi ki bunun içinde tercihlerimizi kullanacağız. Milletimizin hayrına, ülkemizin hayrına olan neyse birinci derecede onu tercih edeceğiz. Bunun dışına çıkmamız zaten düşünülemez.
Meselenin üzüm yemek olmadığı çok açık…bunların derdi bağcıyla.
Bir başka önemli husus:
Genelkurmay Başkanlığımız söz konusu bölgede mayın temizleme faaliyetlerini yürütüyordu.
Ancak bu işlemlerin çok pahalıya malolması, yavaş ilerlemesi ve sertifika gerekliliği gibi sebeplerden dolayı, Genelkurmay Başkanlığımız temizleme işinin Maliye Bakanlığı’nca, hizmet alımı yöntemiyle yapılması hususunda bizimle bir görüş birliğine vardı.
Bunun üzerine 2005 yılında Bakanlar Kurulu kararlarını çıkardık, düzenlemeleri yaptık ve süreç ihale aşamasına kadar geldi.
Bu aşamada Danıştay, Anayasa’ya da aykırı olarak yürütmeyi durdurdu.
Burada ilginç olan şudur…
O dönemde, süreç ihale aşamasına kadar geldiği halde ne muhalefet, ne de medya bu konuyla bugünkü gibi ve bugünkü tarzda ilgilenmedi.
O gün hiç kimsenin dikkatini celbetmeyen bu konunun, bugün bir siyasi istismar aracına dönüştürülmüş olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur.
Değerli arkadaşlarım, bu art niyettir.
Bu, demagojidir.
Bu zihinleri bulandırmaktır, bu kara siyasettir.
Kimi köşe yazarlarının bu kara siyasete alet olması, bu değirmene su taşıması, bu furyaya katkı sağlaması son derece vahimdir.
Allah aşkına ne demek istiyorsunuz? Açık açık söyleyin…
Recep Tayyip Erdoğan kapalı kapılar ardında İsrail’le pazarlık mı yaptı demek istiyorsunuz?
AK PARTi el altından ülkeyi mi pazarlıyor demek istiyorsunuz?
Açık konuşun!
Gazze’de yaşanan insanlık dramına karşı tüm dünya sessiz kalırken, orada masum yavrular katledilirken, sivillerin üzerine bombalar yağarken sesini yükselten, hakkı söyleyen, haklıyı savunan Recep Tayyip Erdoğan şimdi İsrail’le gizli gizli iş tutuyor mu demek istiyorsunuz?
Benim Davos’ta ortaya koyduğum insani tavır karşısında kimlerin süklüm püklüm olduğunu bu millet apaçık gördü. O tavır nedeniyle işte bizim dünyada kredi kaybı başlamış, bunu iddia eden bugünkü ana muhalefetin temsilcileri. Biz itibar kaybetmedik itibar kazandık. Onlar bunu öyle zannetsin.
Kendi ülkesinin başbakanını İsrail’in Cumhurbaşkanı’na karşı kimlerin yerdiğini, kimlerin eleştirdiğini, kimlerin hakaretler savurduğunu bu millet gördü, tespit etti.
CHP’nin ve MHP’nin monşer eskilerinin İsrail karşısındaki haklı ve onurlu duruşumuzdan nasıl rahatsız olduğunu bu millet açık açık gördü…
Mayın meselesi üzerinden, şahsıma, partime ve hükümetime yönelik aleni bir kampanya başlatıldığını herkes görmelidir, görmek zorundadır.
Bu kampanyanın nereden kaynaklandığını ve ne amaca hizmet ettiğini tarih mutlaka gösterecektir, ancak tarih, bu kampanyaya alet olanları, bu kampanyaya su taşıyanları da asla unutmayacaktır.
Şimdi, AK PARTi’nin Genel Başkanı ve Başbakan, bu hükümetin Bakanları, bu yüce Meclis çatısı altındaki milletvekilleri, bu devletin kurumları ülkenin menfaatini düşünmeyecekler, ülkenin çıkarlarını düşünmeyecekler, ülkeye ihanet içinde olacaklar öyle mi?
Bu ülkenin güvenliği bizi ilgilendirmeyecek, bu ülkenin çıkarları, bu ülkenin menfaatleri, istiklali, istikbali bizi ilgilendirmeyecek öyle mi?
Allah aşkına siz ne hakla ihanet kelimesini, hıyanet kelimesini ağzınıza alabiliyorsunuz, bizim vatan sevgimizi ne hakla sorgulamaya kalkıyorsunuz? Sizin böyle bir yetkiniz var mı?
Bizim vatanseverliğimizi test etmek ya da değerlendirmek sizin haddinize mi?
Bakın dün itibariyle Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin dönem başkanlığını devraldı.
Bundan 6,5 yıl önce, AK PARTi’den önce, bir politikacı Türkiye’yi BM Güvenlik Konseyi’nin dönem başkanı olarak rüyasında görse hayra yormazdı, bu kadar da olmaz artık derdi.
Milli gelirimizden tutun, en büyük ekonomiler sıralamasına; paramızın itibarından alın, faizlerde geldiğimiz noktaya; Avrupa Birliği sürecinden tutun, Medeniyetler İttifakı’na; eğitimden tutun sağlığa; ulaştırmadan tutun konuta kadar bu ülkenin nereden nereye geldiği herkesin malumu.
Bu millete hizmet etmek suçsa, kabahatse, evet, biz bu suçu işledik, işlemeye de devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım,
Buradan bir kez daha açık açık ve altını çizerek ifade ediyorum:
Bu yasa tasarısının hiçbir yerinde, önünde, arkasında belli bir şirket, belli bir ülke, belli bir zümre, belli bir çevre yoktur, asla da olamaz.
Bunun nihai kararını verecek olan merci biziz. İhale yapılır, işimize geliyorsa onaylarız, işimize gelmezse onaylamayız. Ülkemizin, milletimizin menfaati neyi gerektiriyorsa onu yaparız.
Bizim yegane amacımız, Suriye ile aramızdaki sınırda bulunan mayınları temizlemektir.
Öyle atıyorlar ki, ufak atında civcivler de nasiplensin, çok büyük atıyorlar. Neymiş petrolü alıp götüreceklermiş, madenleri alıp götüreceklermiş. Bir defa şu metnin içinde böyle bir şey yok. Petrol arama işlemi ayrı bir konudur, maden işleri ayrı bir konudur ve bunlar zaten bizim tarafımızdan silahlı kuvvetlerle koordineli olarak verilmiştir, verilmeye de devam etmektedir. Bunun içinde TPAO vardır, yerli yabancı şirketler vardır. Şu anda onlar o bölgelerde zaten arama yapıyorlar. Bunların bundan da haberi yok. Ama ellerindeki metni okumadan sadece bu işin ağırlıklı olarak her yerde gittiğim, mitinglerde söyledim bunu, biz burada organik tarım yapmayı hedefliyoruz. Ülkemize böyle bir bakir alanı kazandırmak istiyoruz. Bunu hep söyledik anlattık. Güneydoğuda doğuda her yerde anlattık. Ama bunlar tabi duyma özürlü olduğu için normaldir.
Bunu , ülkemizin, milletimizin menfaatini gözeterek yapıyoruz, yapacağız.
Ülkemizin menfaatleri, milletimizin çıkarları neyi gerektiriyorsa, bu temizleme işini de o şekilde yapacağız.
Hiç kimse niyet okumasın…
Hiç kimse paranoya üretmesin…
Hiç kimse komplo teorilerine kulak asmasın.
Ve hiç kimse, doğmamış çocuğa kıyafet biçmeye kalkışmasın.
Bakınız, burada bütün amaç, Türkiye’nin Ottova Sözleşmesi’ndeki vaadini yerine getirmek, Suriye sınırlarımızdaki mayınları temizleyerek o araziyi tarıma, ekonomiye, Türkiye’ye kazandırmaktır.
Türkiye toprak kaybediyor diye feryat edenler, Türkiye’nin aslında ne kadar büyük bir toprak kazandığını anlayamıyorlar…
Anlaşılan o ki, sınırlarımızdaki mayınlardan önce, altını çiziyorum, zihinlerdeki mayınları temizlememiz gerekiyor. Mesele bu.
Özellikle muhalefet partileri, kendi zihinlerinin, kendi ufuklarının sınırlarına o kadar çok mayın döşemiş ki, bir türlü o sınırları, o mayınları aşamıyor; kendi dar kalıplarının, kendi sığ dünyalarının dışına çıkamıyorlar.
Şimdi biz bu toprakları kazanalım, bu toprakları bereketlendirelim, burada Ahmet’e, Mehmet’e, Hasan’a, bölge halkına, insanımıza istihdam sağlayalım diye çaba gösterdiğimizde, bu kez de zihinlerdeki mayınlarla uğraşıyoruz…
Şimdi birileri diyor ki buraları bedava bölge halkına verin. Kusura bakmayın öyle bir niyetimizde yok. Onu da açıkça söyleyeyim. Biz orada istihdam sağlayacağız, kime? Bölge halkına. Bizim hesabımız bu, hedefimiz bu. Biz balık tutmayı öğreteceğiz, bedava balık yemeyi değil. Bu ülke bunlardan çok çekti.
"Hudut namustur, hudut şereftir" diyerek güya bize ders vermeye kalkıyorlar…
Hudut ne demektir biz bunu çok iyi biliriz beyler…
Ama hududu korumak artık dikenli tellerle, mayınlarla, milyon dolarlık, milyar dolarlık harcamalarla olmuyor.
Hudut komşunuz olan ülkeyle dostane ilişkiler kurduğunuzda, ekonomik, ticari, diplomatik ilişkilerinizi geliştirdiğinizde o hudut zaten kendi kendine korunuyor.
İşte geldiğimizde Suriye ile olan ilişkilerimiz neydi? Adeta sıfır. Ama geldik iş gelişmeye başladı. Şimdi Suriyeli her gün Gaziantep’te, Gaziantepli bakıyorsunuz her gün Halep’te. Böyle başarıldı bu ve bu çok daha gelişecek.
Üyesi olmak için yarım asırdır mücadele verdiğimiz Avrupa Birliği, psikolojik hudutları ortadan kaldırma projesidir.
Almanya ile Fransa tarih boyunca birbiriyle savaştı, sayısız insan bu savaşlarda hayatını kaybetti. Ama şimdi, Fransa’nın Strazburg şehrinden belediye otobüsüne biniyorsunuz, Almanya’nın KEYL şehrinde alışveriş yapıp yine belediye otobüsüyle dönüyorsunuz.
Şimdi o fiziki sınır ortadan kalktı diye Almanya ya da Fransa onurundan, haysiyetinden, şerefinden bir şeyler mi kaybetti? Yoksa tam tersine dostluklarıyla birlikte ekonomilerini mi güçlendirdiler?
Uçağa binip oraya gitseler, gidebilseler, dünyanın kaydettiği değişimi dönüşümü görecekler ama maalesef gidemiyorlar, göremiyorlar.
Bakın buna rağmen, dünyadaki tüm bu gelişmelere rağmen, sınırdaki mayınların temizlenmesi, burada bir güvenlik zafiyetinin oluşacağı anlamına kesinlikle gelmiyor.
Milli Savunma Bakanlığımız, Genelkurmay Başkanlığımız sürecin her an içindedir. Acaba bunu ama muhalefet, diğerleri biliyor mu? Biliyorsa bu gerçeği niye görmüyor?
Oradaki mayınların tamamı temizlendikten sonra, belli genişlikte ki 200 metredir sınırdan, o bölge tamamen yine silahlı kuvvetlerimizin tasarrufu altında, güvenliği altında olacaktır. Yani fiziki güvenlik sistemine tahsis edilecek, yani sınırımız yine denetim ve gözetim altında olacak.
İlk iki seçenekte iş ihale edilemez de, burası yap işlet devret modeliyle kiralansa bile, buraya yabancılar öyle ellerini kollarını sallayarak giremeyecek, bu topraklarda istedikleri gibi faaliyet gösteremeyecekler. Hepsinin bir kontrol mekanizması var.
En çok istismar edilen konulardan biri de buradaki petrol ve maden yatakları. Değerli kardeşlerim bunları da sizlere açık net söyledim.
Ne yazık ki İki haftadır tartışılıyor olmasına rağmen ne yazık ki ortaya hiçbir alternatif de konulmuş değil.
Her kafadan bir ses çıkıyor, herkes aklına ilk geleni söylüyor, herkesin uçuk kaçık fikirleri var ama ayağı yere basan, çözüm getiren tek bir öneri bile serdedilmiş değil.
Kahve köşelerinde konuşuluyor: Mayınların üzerine taş atalım patlatalım, afedersiniz, koyun sürüsüyle, eşek sürüsüyle mayınları temizleyelim… Bunu diyenlerde var! Muhalefetin şu andaki zihinsel durumu bu.
Birkaç gün sonra bakıyorsunuz, bu orijinal fikirler çözüm olarak gazetelerde yer alıyor. Hakikaten biz oralara niye mayın eşekleri göndermiyoruz diyenler var.
Muhalefet ve onun değirmenine su taşıyan gazeteciler, bilerek ya da bilmeyerek böyle ciddi bir konuyu sulandırıyorlar.
"Ben yaparım" diye ortaya çıkanlar var, "şu yapsın, bu yapsın" diyenler var…
Bakıyorsun bir tanesi çıkıyor, bir emekli yarbay, bana bu kadar tabur versinler ben bu işi çözerim! Haddini bil bir defa. Artık emekli oldun, çıktın bir kenarda dur. Bu ülkenin şu anda bir genelkurmay başkanı var, kuvvet komutanları var, biz bunlarla bunu konuşmuşuz, gereken cevabı onlardan almışız. Sana ne oluyor yahu! Otur oturduğun yerde. Bunlar da emekli olduktan sonra konuşmaya başlıyorlar!
Eğer bu kadar kolaysa, eğer yapabiliyorlarsa, eğer imkanları, donanımları varsa ihaleye girerler, o da gider özel sektörde bir firmanın yanında danışmanlık görevi alır, bu işi çok iyi biliyor ya! İki tabur adamı da dışarıdan bulabilirsin, onlarla beraber gelirsin bu işi yaparsın. Bedeli karşılığında yaparsın, yani gereği neyse o parayı da öderiz merak etme.
Açık söylüyorum, son derece de mutlu oluruz. Biz hiç kimsenin bu işe girmesinden rahatsız değiliz.
Değerli kardeşlerim burası 2 Kıbrıs adası büyüklüğünde diyenler bile çıktı. Bunlar ya sayı saymayı bilmiyorlar, ya da ciddi bir göz rahatsızlığına sahipler.
Şurası da son derece önemli:
Tasarının müzakereleri sırasında, bize yönelik eleştirilerin yanında devletin kurumlarının vahim bir ayrımcılığa tabi tutulduğunu müşahede ettik. Bu da çok çirkin.
Yani şu kurum vatanseverdir, bu kurum vatanı satar. Şuna güvenilir, buna güvenilmez…
Bu süreç, AK ile KARA’nın bir kez daha deşifre olduğu bir süreç olmuştur.
Millet iradesinin, milli egemenliğin, demokrasinin bazı zihinlerde nasıl bir karşılık bulduğu, ne anlama geldiği, ya da ne anlam ifade ettiği bu süreçte bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Değerli arkadaşlarım,
Son bir kez daha tekrarda fayda görüyorum:
Bu tasarı, tartışmasız şekilde ülkemizin menfaatine olan, milletimizin çıkarlarıyla örtüşen, Türkiye’ye toprak kazandıracak bir tasarıdır.
Bu tasarı, ülkemiz için en küçük bir güvenlik zafiyeti doğurmayacak, hiçbir şekilde ülkemizin çıkarlarını zedelemeyecek, bu noktada tartışmaya dahi mahal vermeyecek bir tasarıdır.
Bu tasarının önünde, arkasında, içinde, dışında belirlenmiş, hedeflenmiş, tasarlanmış hiçbir şirket, hiçbir ülke yoktur.
Tarım arazilerinin kiralanması karşılığında mayınların temizlenmesi, bu tasarıda üçüncü ve son seçenek olarak belirtilmiştir.
Birinci ve ikinci seçeneği atlayarak doğrudan üçüncü seçeneği tartışma konusu yapmak, eğer bilgisizlikten, tasarıyı okumamaktan kaynaklanmıyorsa, tamamen bir art niyet ürünüdür.
Şu hususu daha önce de çeşitli vesilelerle ifade etmiştim:
Muhalefet, son 4 seçimde de kaybetmiş olmanın verdiği umutsuzlukla, her türlü meseleyi bir tahrik vesilesi olarak görüyor.
Türkiye’nin en küçük sorunundan en büyük sorununa kadar, çözmek için kolları sıvadığımız anda muhalefet var gücüyle meseleyi kilitlemenin gayreti içine giriyor.
Çözüm üretemeyenler, sorun üretmek noktasında büyük beceri sarfediyorlar.
Mayınların temizlenmesi konusunda ortaya çıkan reaksiyon, 29 Mart seçimleri sonrasında muhalefetin nasıl bir siyaset tarzı izleyeceğinin ilk işaretidir.
Biz, 6,5 yıl boyunca yaptığımız gibi, her türlü engele, her türlü engellemeye rağmen, soğukkanlılıkla, sağduyuyla hareket edecek, tahriklere asla prim vermeyeceğiz.
Grubumuzdaki tüm arkadaşlarımdan rica ediyorum: Lütfen tasarıyla ilgili gerçekleri kamuoyu ile paylaşın. Haklı olduğumuz bu konuyu tüm boyutlarıyla kamuoyuna anlatın.
Muhalefetin nasıl bir paranoya içinde olduğunu, nasıl bir hayal dünyasında gezindiğini, iddialarının ne kadar asılsız olduğunu, eleştirilerin ne derece ölçüsüz olduğunu halkımıza sabırla aktarın.
AK PARTi’ye karşı, AK PARTi iktidarına karşı insafsız ve ölçüsüz bir kampanya yürütüldüğünü, en hassas olduğumuz noktalardan hedef alındığımızı ifade edin.
Bu milletin hassasiyetleri bizim hassasiyetlerimizdir.
Biz 6,5 yıl boyunca milletimize rağmen hiçbir kararın altına imza atmadık, bundan sonra da asla atmayacağız.
Ülkenin çıkarları üzerinde bir mesele tanımıyoruz… Ülkenin menfaatlerinin üzerinde bir menfaat asla tanımıyoruz.
Bizden aksini bekleyenler, ebediyen beyhude beklerler.
Değerli kardeşlerim özellikle bu haftaya girerken attığımız bu adımda biran önce neticeye varıp ve müşterek olarak devletin kurum ve kuruluşları dayanışma içerisinde bu süreci sürdürmekteyiz, devam ettirmekteyiz. Bundan kimsenin endişesi şüphesi olmasın.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, Meclis çalışmalarında grubumuza başarılar diliyor, Allah yar ve yardımcınız olsun diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Haberin Devami

Benzer Konular:

  1. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
  2. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
  3. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
  4. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
  5. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
  6. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, IMF ile
  7. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2006 yılında
  8. BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, tatilini geçirdiği
  9. RECEP TAYYİP ERDOĞAN ( helal olsun )
  10. Başbakan Recep Tayip Erdoğan

YORUM EKLE

You must be Yorum icin Giris yapmalisin.